Sizin lojistik tanımınızı sizden duyabilir miyiz?
Bu işe başlarken bizim bir depomuz yoktu. Dolayısyla, yaptığımız iş müşteriden siparişlerin alınması ve söz verdiğimiz zamanda siparişlerin yerine teslim edilmesini kapsıyordu. Bu sürecin içerisinde siparişlerin geçilmesi, ithalatın tamamlanması, satış dökümanlarının hazırlanması ve faturalanması yer alıyordu. O zamanlar 3M Türkiye’deki lojistik kavramı buydu. Sonraları bu kavramda çok farklılaşmaya başladı.
Depo ya da depolama tanımınız nedir?
Depo ya da depolama deyince ben malı sadece bir yere koymaktan bahsetmiyorum. Depolama işinden, ürün bazında adresleme yapılan, ürünün raf ömrünün ve üretim lotlarının takip edilebileceği, mühendisliği bu amaçla hazırlanmış, ekipmanı ve organizasyonu olan bir depolama sistemi anlıyorum. Yerde bulunan herhangi bir ürünün sorgulanmadan, kendi üzerindeki bilgiyle – barkod – bilgisayar siteminden eşleştirilip, yerine konulabilmesini kastediyorum.
Çok ciddi bir altyapıdan bahsediyoruz. Kesinlikle. Eskiden mallarımız Halkalı 10 gümrük deposuna inerdi. Lojistikçiler ne demek istediğimi anlayacaklardır. Böyle bir depolamadan bahsetmiyorum. Gerçekten teknolojik altyapısı sağlam ve istediğimiz verileri süratle verebilen, uzmanlar tarafından yönetilen ancak bilgide insandan maksimum bağımsız çalışan bir sistemden bahsediyoruz.
Peki Türkiye’de bu ihtiyacınıza yönelik hizmetleri bulmakta zorlanıyor musunuz?
Başlangıçta biz tüm lojistik hizmetlerimizi, depolama dahil kendimiz yürütüyorduk. 1996 yılında bu işi biz yapmayalım, bu işi iyi bilenlere devredelim, diye bir karar verdik.
Bu global bir karar mıydı, Türkiye için özel mi aldınız?
Türkiye için aldığımız bir karardı. Farkına vardık ki beklediğimiz ya da tanımladığımız şekilde bir depo yönetmek için türkiyede bizim çok ciddi yatırımlar yapmamız gerekecekti. 3M Türkiye’nin buradaki yapılanmasının nedeni çok farklı amaçlar için: mümkün olduğu kadar genişz bir yayılımla Türkiye’de satış ve pazarlama faaliyetlerinde bulunabilmek. Bizim 3M Türkiye olarak, dikkatimizi yoğunlaştırmak istediğimiz alan buydu. Temel amacımız, müşteri memnuniyetini sağlamak ve satışımızı artırmak. Dolayısıyla depolama ve nakliye, Türkiye’de bizim uzmanlık geliştirmek istediğimiz alanlar değildi. Biz 3M Türkiye olarak 1996 senesinde aldığımız bu karar sonrasında, birçok firmayla görüştük. Bir ihale yaptık o dönemde istediğimiz boyutta bir çözüm bulamadık. Bulduğumuz çözüm o zaman çalıştığımız firmaya kendi bilgi ve becerilerimizi aktarıp onların bize yer vermeleri, bizim istediğimiz şekilde bir depo inşaa etmeleri ve bu depoyu yönetmeleri şeklindeydi. Gerçek iyileşmeyi ve çözümleri getirecek olan bilgi işlem yatırımı gecikti ve bilgi işlemsiz bu işin olmayacağı çok açık ortadaydı. Bunu dikkate alarak yeni bir arayış içerisine girdik.
Bu değiştirme kararını aldığımız zaman üzerinde durduğumuz önemli kriterlerden biri de teknolojik altyapı idi. Teknolojik altyapı, bu işin olmazsa olmazı.
Bu yapı olmadan süreçler düzgün ölçülemez ve iyileştirme çalışmaları için ortam doğmaz. Onun için ikinci araştırmamızı bu veriyi esas alarak yaptık. Sonrasında da zaten ortada çok fazla alternatif kalmadı. O dönemde görüştüğümüz firmalardan iki tanesi bunu yapabilir durumdaydı. Bunlardan bir tanesine karar verdik ve şu anda da o firmayla çalışıyoruz.
Peki sizin uluslararası 3M’den bağımsız olarak böyle bir operasyonu yürütmeniz rahatsızlık yarattı mı?
Esasında çok kötü bir zamanlama olmadı. Bizim bu kararı aldığımız dönemde 3M kendi bünyesinde Ortak Pazar’ın yapılanması sonrasında küçük ülkelerdeki depolarını iptal edip merkezi depoda dağıtım sistemine geçmeye karar verdi. Örneğin, Almanya’da çok büyük bir dağıtım ve depolama merkezi kurdu ve Kuzey Avrupa, Polonya ve Rusya’yı buradan desteklemeye karar verdi. Bu dönemde bizi de İtalya’dan desteklemeyi önerdiler. Oysa mesafeyi dikkate aldığımızda Türkiye gibi bir pazarı desteklemek ve tedarik zincirini efektif çalıştırmak için bu yeterli değildi. 3M Türkiye’nin böyle merkezi bir modelle büyüyemeyeceğini, müşteri memnuniyetinin sağlanamayacağını vurgulayarak stoklu çalışmamız gerektiğini savunduk. Buna ilave olarak Ortak Pazar ülkeleri ile henüz topluluğa gimemiş ülkelerdeki kurallar birbiriyle örtüşmüyor. Örneğin Almanya’dan çıkan kamyon Fransa’da müşterinin kapısına kadar sorunsuz bir şekilde gidebiliyor. Türkiye’de ise gümrükleme denen bir süreç var. Bütün bunları dikkate aldığımızda da savunduğumuz fikre saygı gösterdiler.ayrıca bu işi iyi yapanlara teslim eeceğiz dedik; o zaman fikir daha sıcak karşılandı. Bu yaptığımız organizasyon Türkiye 3M’in bağlı olduğu Doğu Avrupa ve Ortadoğu coğrafyasında ilk dış kaynak kullanma operasyonu oldu. Bizden sonra birçok yer yaptı bunu, şu anda Doğu Avrupa ve Ortadoğu Bölgesinde kendi deposunu işleten 3M firması yok.
Bu anlamda bir öncülük yapmış oldunuz.
Biraz öyle oldu. İkinci 3PL girişimimiz başarılı sonuçlar verdi. Dolayısıyla herkesi heveslendirdi.
|
| Türkiye bir üs olabilir |
| Türkiye’nin lojistik üs olarak konuşlandırılması benim de en büyük hayallerimden bir tanesi. Bunu farkettiğim zaman çok heyecanlanmıştım. Bir yerde yatay olarak yapıştırılmış bir dünya haritası gördüm. O haritanın tam ortasında Türkiye yer alıyordu. Türkiye neden bir lojistik üs olmasındı? Bu fikrimi tanıdığım, çalıştığım tüm lojistik firmlarıyla paylaştım. Türkiye lojistik için son derece uygun bir eyer, bu sektör çok gelişebilir dedim ancak firmalar bu konuda çok geç yatırım yapmaya karar verdiler, yabancı firmalar risk almakta tereddüt ettiler. Ancak, Türkyie’de lojistik için hala müthiş bir potansiyel var.
Peki firmalarla ilgili değerlendirmeniz nedir?
Biliyorsunuz, eskiden herkes nakliyeciydi, lojistikçi pek yoktu. Bugün baktığımızda ise yüzlerce lojistik firması var. Bütün bu “lojistik firmaları” içerisinde gerçekten kaç tanesi gerçek anlamda lojistik yapıyor ya da tedarik zinciri desteği veriyor, tabii bu tartışılır. A’dan Z’ye bütün hizmetleri verebilen, dört dörtlük bir firma bence, şu anda yok. Ancak dört dörtlüğe yakın 3-5 tane firma sayılabilir. Benim hayal ettiğim veya benim gibi tedarik zincirinde çalışan yöneticilerin hayal ettiği çözümleri üretebilecek vizyona, insan ve teknoloji altyapısına sahip, firmalara ufuk açabilen çözüm ortaklarının Türkiye’de ve Türkiye’nin ortasında bulunduğu coğrafyada şansı çok fazla.
Eksiklikler var diyorsunuz, eksiklik sadece lojistik firmalarında mı?
Tabii ki değil. Türkiye’deki iyi lojistik firmalarında bilgi işlem altyapsı var, istekli ve hırslılar. Ancak henüz “cloose loop” ya da “dairsel döngüyü” sağlayan az. Bunun sebebi bazen lojistik firması ama çoğunlukla da onlara bu süreci öğrenme ve geliştirme fırsatının verilmemesi. Firmalar bu tip hizmetleri verebilecek veya çözümleri sunabilecek firmalara kendilerini teslim etmekte zorlanıyorlar. “Tüm süreçlerimi açarsam ve o firmayla herhangi bir anlaşmazlığa düşersem bu işin içinden nasıl çıkarım” düşüncesiyle hareket eden bir çok firma, lojistik çözüm ortaklarından tüm hizmetleri almıyor ve şeffaf olamıyorlar. Yani tüm yumurtaları aynı sepete koymuyorlar. Dolayısıyla karşı tarafın da o yapılanmayı gerçekleştirmesi gecikiyor. Biz çalıştığımız firmayla 2004 yılı planlamasını yapacağımız zaman, 2003 yılının Temmuz ayında çalışmaya başlıyoruz.
Bilgi gizliliği anlaşmasının prensipleri çerçevesinde, bizim iş planlarımız ortaya çıktıkça, bunları kendilerine bildiriyoruz. Önümüzdeki sene bu tip pazara daha çok gireceğiz, şurada sıkıntılarımız olabilir, burada büyüme planlarımız var, şu alanda masraflarımızı düşnmemiz lazım, şuarada rekabet çok yüksek daha dikkatli olmamız lazım gibi. Sanki bizim içimizdeki bir çalışan biri veya bizim bir deprtmanımız gibi bizim tüm hedeflerimize odaklanmalarını sağlıyoruz. Onlar da kendi planlarını yaparken bizim önceliklerimizi dikkate alarak hreket ediyorlar. Firmaların bakışı böyle olursa, başarılı sonuçlar alınabiliyor.
Siz dış kaynak kullanımıyla nasıl bir dönüm yaşadınız?
Dış kaynak kullanımına başlamadan önce lojistik departmanımız 22 kişiydi. Bu 22 kişinin 8’i operasyon dediğimiz bölümde çalışıyordu, diğer kısmı da müşteri hizmetlerinde çalışıyordu. Biz 2000 yılında 3PL’e işi aktardığımız zaman departmanımızdaki insan kaynaklarımızı aşama aşama 10 kişiye düşürdük. Verimimizi artırmak ve dikkatimizi stok planlaması ve müşteri hizmetlerinde yoğunlaştırdık. Bu önemli bir tasarruf ve değişiklikti. Buna karşılık operasyonel maaliyetlerimizde önemli bir değişiklik olmadı. Biz tarif ettiğimiz kalite de ve süratte hizmeti alıyoruz. Onun da parasınız ödüyoruz.
Tedarik zincirinin taşıma, gümrükleme, elleçleme ve dağıtım halkalarında önceye göre çok daha hızlıyız. Bu bizim müşterimize yanıt verme süremizi kısalttı.şu anda 3M Doğu Avrupa’daki operasyonları ile karşılaştırdığımızda İstanbul-Ankara arası gibi bir mesafede sipariş alma ile teslimat süresi 12 saat olan tek firmayız. Yani müşterimiz siparişini verdikten 12 saat sonra malzameyi kapısında teslim alıyor. Eskiden bu mümkün değildi.
Eğer fiyat-değer karşılaştırmasını yaparsak verdiğimizin karşılığını alıyoruz, diyebilirim.
Kadın yönetici olarak, bu sektörde kendinizi yalnız hissediyor musunuz? Biraz erkek egemen bir sektör sanki.
Ben sektörün erkek egemen olduğuna katılmıyorum. Lojistik bayanların özellikle de yönetici olarak başarılı oldukları bir sektör.
Şu anda 3M’in Avrupa Operasyonlarında yönetici seviyesinde 10 tane bayan var. Türkiyede’de durum farklı değil. Geçenlerde bir toplantıda bulundum, katılan 11 lojistik yöneticisinin 4 tanesi bayandı.
İnsan kaynağı açısından lojistik sektörünü ne durumda görüyorsunuz?
3M olarak çok sıkıntı yaşadığımız söyleyemeyeceğim, eleman ihitiyacımız olduğunda pozisyonları doldurmakta sıkıntı çekmiyoruz. Burada 3M’in insan kaynakları standartlarının da payı var. Lojistik firmalarının bu konuya biraz daha özen göstermesi ve iyi bir ekip için kariyer imkanlarını biraz daha öne çıkartması gerekiyor.
Bana kalırsa, sektör son deree hareketli, yeni mezun olacak veya alan seçecek arkadaşlar artık bu konunun farkındalar. Farkındalık yaratıldı ama daha yapılacak çok şey var: Üniversitelerin kariyer günlerine katılıp bu konuyu anlatmak, öğrencilere staj imkanları verip en azından gençlerin alanlarını seçerken daha doğru seçimler yapmalarına yardımcı olmak gerekiyor. Bu sektördeki tüm kurumların bu yönde çalışması lazım. |
| |
| Feza Özalp kimdir? |
| Avusturya Lisesi ve ardından Boğaziçi Üniversitesi İşletme bölümü mezunuyum. Her ikisini de bitirmiş olmaktan gurur duyuyorum. Alan seçimim finans fakat finans sektöründe hiç çalışmadım. İş hayatına müşteri hizmetleri ve lojistik alanında başladım. 3M’de başlamam 1985 senesinde,şirketin gazetede çıkan bir müşteri hizmetleri ilanına mürecaat etmemle oldu. Daha sonra şirket içinde farklı alternatif iş pozisyonları oldu ama ben yine tercihimi müşteri hizmetleri ve lojistik yönünde kullandım. Başlangıçta bir lojistik departmanı veya organizasyon yoktu. Zaman içerisinde bizde 3M’in kendi bünyesindeki lojistik oluşumlarını takip ederek, Türkiye’deki operasyonumuzda da müşteri hizmetleri departmanı ve bunun yanında da o zaman ithalat ve ihracatla sınırlı olan lojistik departmanını kurduk. Bu departmanın oluşumu aşağı yukarı 1990 yıllarına dayanıyor. Kısaca, 1990 senesinden beri 3M’de bir lojistik tanımı var ve ben de o lojistik tanımıyla beraber kendimi lojistikçi olarak konuşlandırdım. |
| |
| “Tedarik zinciri doğru anlaşılmalı” |
Şu an birçok kurumun veya kuruluşun “tedarik ve değer zinciri” diye adlandırdığı modeli biz 1993-1994 yıllarında uygulamaya aldık.
Bu süreci ben kısaca şöyle tanımlıyorum: Müşteri ile başlayan ve yine müşteri ile biten bir döngü. Alt açılımları çok. Sipariş yönetimi,Pplanlama, Takip, İthalat/İhracat, Depolama, Sevkiyat Hazırlama, Dağıtım ve Satış Sonrası Destek ana süreçler.
Her sürecin ara yüzü ise bilgi ve bilgilendirme. Her süreçteki değişmez kuramımız ise Türk Dış Ticaret Kurallarına yüzde yüz uyum.
Bu süreçlerin metrikleri ise başta müşteri memnuniyeti olmak üzere, optimum stok seviyesi ve hızlı stok dönüşü, kontrollü maliyetler, öngörülebilen süreler.
Lojistik olarak üretime destek veriyorsanız, ki bizim üretim faaliyetlerimizde var, üretim hammedellerinin planlanması ve üretim hattına zamanında verilmesi lazım. Bununla da bitmiyor...
Eğer doğrudan doğruya bitmiş ürün ithal ediyorsanız, yurtdışında bitmiş ürün aldığınız aldığınız noktanın doğru planlama yapabilmesi için satış tahminlerinizi, piyasa hareketleini bildirmeniz gerekiyor. Onları da kendi iş ortağımız gibi görüp, bize istediğimiz malzemeyi, istediğimiz miktar ve zamanda verebilmeleri için tahmin talep bilgileri gönderiyoruz. Bu talep tahmin bilgilerinin yapılandırılması da yine lojistik biriminin görevi. Bence lojistik birimi geminin makine dairesi gibi makineler durursa, gemi su yüzünde duru ama ilerlemez. Biz de firmamızın sürekli ilerleyebilmesi için çalışıyoruz. |
| |
| “Lojistik alanında bu kadar firma kalamaz” |
Gerçek tarifiyle lojistik Türkiye’de yeni. Eskiden sadece askeri platforma yer bulan lojistik tanımıve kavramının artık ticaret ve üretim sektöründe nasıl bir kilit olduğu biliniyor. Lojistik sektörü bir devinim ve gelişim içerisinde. Tedarik zincirinin doğru ifade edilmesi gerekiyor, 6 yıldır bu konuyu hedef alan zirveler, konferanslar, toplatılar, eğitim için atılan adımlar sektörün gerçekten doğru yönde hareket ettiğini gösteriyor.
Şu anda çok sayıda firma var. Ben ileride bu kadar firma kalacağını düşünmüyorum. Zamanala, bizim tarif ettiğimz anlamda başından sonuna kadar tedarik zincirinin tüm süreçlerinde dış kaynak kullanımına ilgi ve talep artacaktır. Talep arttıkça bu talebe yanıt verebilecek boyutta, gerekli bilgi işlem alt yapısı ve organizasyonu ile hizmeti verebilen firmalarüstte kalacak. Diğerleri ya onlara dağil olacak, taşeron hizmetler verecekler ya da alan değiştirecekler. Bu ekonominin bir gerçeği. Üstte kalan firmalar için de hem Türkiye’de hem de küresel pazarda çok büyük bir potansiyel var.
Tabii yabancı sermayeli ortaklıklar ya da evlilikler de olabilir. Ben Türkiye’de şimdiden 10 kadar firmanın bu geleceği gördüğünü ve bu bağlamda yapılandığını düşünüyorum. |
| |
|
|
 |
 |
 |
| “Bence lojistik birimi geminin makine dairesi gibi. Makineler durursa, gemi su yüzünde durur ama ilerleme ilerlemez. Bizler de firmamızın sürekli ilerleyebilmesi için çalışıyoruz.”
|
 |
 |
| |
 |
 |
| “Zamanında hizmet, verimlilik ve teknoloji kavramlarının çok anlamlı hale geldiği bir sektörde hizmet veren 3M, Türkiyedeki uygulamalarıyla dünyaya örnek oldu.”
|
 |
 |
| |
 |
 |
| “Türkiye’deki iyi lojistik firmalarında bilgi işlem altyapısı var, istekli ve hırslılar. Ancak henüz “close loop” ya da “dairesel döngüyü” sağlayan az. Bunun nedeni bazen lojistik firması ama çoğunlukla da onlara bu süreci öğrenme ve geliştirme fırsatının verilmemesi.
|
 |
 |
| |
 |
 |
| "Aile
düzenine baktığımızda ailelerdeki lojistiği bayanlar yapıyor. Ev kadınlığı ya da ev yönetimi bence lojistiğin ta kendisi. Üstelik eş, çocuk, aile büyükleri gibi son derece zor müşterileri memnun etmek gerekiyor. Dolayısıyla Lojistik bayanlardan uzak bir kavram değil."
|
 |
 |
| |
| |
| |
| |
|