Zirve
Marks&Spencer’ın farklı iş modelinde
Özel
 
Lojistik alanındaki uygulamalarıyla Türkiye lojistik sektörü için özel bir örnek olan Marks&Spencer firması kapılarını Zirve’ye açtı.
 

M&S’ın lojistik alanında farklılığı nedir?
M&S, İngiltere’de yaklaşık 120 senedir aktif bir şirket. Dolayısıyla M&S, bu 120 senede özellikle lojistik konusunda çok büyük yatırım yapmış, çok yol katetmiş bir firma. Franchising anlaşması imzalandıktan sonra bize bir know-how aktarımı oldu. Bizim bütün ürünlerimiz üzerlerinde barkodlu gelir. Türkiye’de yaşayan firmaların lojistik anlamda en büyük sorunu da budur. Üreticiden depoya gelen ürünlerin barkodsuz yani tanımsız gelmesidir. Bizler, lojistik alanında yaptığımız özel uygulamalarlaTürkiye lojistik sektöründe model teşkil ediyoruz.

M&S mağazalarında özel bir uygulamanız var, bundan bahseder misiniz?
Memnuniyetle. Ürünlerimiz bize İngiltere’den geliyor, depoda da çok detaylı girişleri yapılıyor. Bizim “satılan ürünün yerine konması” diye özetleyebileceğimiz bir sistemimiz var. Bu sistem de şöyle işliyor: Her mağazanın belli ihtiyaç seviyeleri ve elimizdeki stoklar oluyor. Her gün mağazaların satışları sisteme aktarılıyor. Satışlar sonucunda mağazaların stokları düşüyor. Bu düşen stokla, olması gereken stok arasında, her mağaza için belirlenmiş seviyeler var. Bizim için bundan ayrı olarak bir de her mağaza için belirlediğimiz “açlık seviyesi” var. Amacımız, mağazaları düzenli takip ederek, tüm ürünlerde açlık sınırlarında kalmayı engellemek. Biz çok sistematik iş yapıyoruz. Bizim diğer tekstil firmalarıyla farkımız da bu sistemliliğimiz. Bizde Türkiye’deki pek çok tekstil firmasında olduğu gibi mağazalarda depo yoktur. Türkiye’de bilinen firmaların mağazalarına gidip, bir ürün sorarsanız, bir dakika efendim derler ve satış ekibi yok olur. Ondan sonra bir takım ürünleri depodan alıp gelirler. Bizim böyle bir çalışma stilimiz yok. Biz de herşey mağazanın içindedir. Müşteri bütün ürünleri görür. Bizim depo mantığımız olmadığı için hergün mağazalarımıza düzenli ürün sevkiyatı vardır. Bu sevkiyat da, dediğim gibi, teknolojinin sağladığı olanaklarla mağazanın talepleri düzenli takip edilerek gerçekleştirilir. Hiçbir şey tesadüflere ve kişilere bırakılmaz, sistem bilgisayar altyapısı sayesinde takip edilir, siparişler bu yolla mağazalara ulaştırılır.

Bu sistemin yarattığı katkı nasıl fark ediliyor?
Aslında bu bir konsept meselesi. M&S, konseptini, markasını ve iş yapısını böyle konumlandırmış. Ürünlerimiz, mağazada müşterilere açık. Bu müşterilere kolaylık sağlayan bir durum. Bazen bir ürün, bir mağazada hızlı satılıyorsa, bunu hemen sistemden görüyür ve hemen yeni ürünleri sağlıyoruz.

Türkiye’de nokta sayınız ve alanınız ne kadar?
17 mağazamız var, yaklaşık 14 bin metrekare de satış alanımız var.

Türkiye’de hangi bölgelere dağılmış durumda?
İstanbul, Ankara, İzmir, Bodrum, Bursa, bu illerdeyiz.

Bütün bu illerde aynı sistem geçerli ve çalışıyor mu?
Tabi, aynı şekilde çalışıyor.

Bu hizmetleri veren firmalar açısından Türkiye’nin durumu nasıl, size hizmet veren firmaların altyapısı taleplerinize uygun mu?
Bu alan yeni gelişiyor dolayısıyla yeterli demek çok mümkün değil. Ancak gelişiyor. Biz İngiltere’den biliyoruz, lojistik yaklaşık 40-50 yıldır M&S’ın yaptığı bir iş. Bu hizmetin hem tadını, hem kıymetini anlamış bir firmayız. Tabii ki yurtdışı depoları, depolama mantıkları, lojistik işine verdikleri önem, ayırdıkları para, teknoloji yatırımı Türkiye’yle kıyaslanabilir düzeyde değil. Bu da tamamen ülkelerin gelişmişlik düzeyiyle, ülkelerin milli geliriyle alakalı. Her sektörde olduğu gibi. Bence, Türkiye’de bu konuda pırıltılar var. Bu işe gönül veren, bu iş bizim alanımız, biz bu işten ekmek yiyeceğiz diyen lojistikçilerin yatırım yapması onları sektörde farklı kılacak.

Lojistik firmaları başka neler yapmalı?
Rasyonel teknolojik, bunu destekleyen ve teknolojiden kesinlikle daha alt seviyede olmayacak bir insan kaynağı yatırımı yapmaları lazım. İkisinin paralel yürümesi şart. Çünkü genelde teknolojiye çok para bağlanmak istenmiyor. Ancak bu işte teknolojiye para bağlamadan verimli iş yapılamaz. İş ilkel seviyede kalır. Türkiye’de benim gördüğüm bir yanlış da para arzı sınırlı olduğu için teknoloji yatırım pastasının yüzde 90’ını alıyor ve, insana yatırım yüzde 10 düzeyinde kalıyor. İnsansız bir teknoloji de olmaz. Lojistik firmalarında bu sistemleri anlayabilecek, çözebilecek insan kaynağının da olması lazım. Bu biraz arkadan geliyor, o da tamamen kaynak probleminden kaynaklanıyor. Bu ikisini paralel yürütebilenler farklı bir noktaya oturacak.

Sektör sizce yeni insanlar için cazip mi?
Açıkçası lojistik çok havalı bir sektör değil. Sonuçta şöyle oluyor; bir takım kaliteli insanların bu sektörde çalışıyor olduğunu gören alttan gelen nesil bu sektörle ilgilenmeye başlıyor. Bu da yavaş yavaş oluyor.

Gümrükler konusunda sizin de sıkıntılı olduğunuz zamanlar oluyordur kuşkusuz, M&S bu durumu nasıl değerlendiriyor?
İthalat Türkiye’de çok fazla teşvik edilen bir konu değil, ihracat teşvik ediliyor. Dolayısıyla gümrük işlemleri gittikçe açıkçası zorlaşıyor. Birtakım prosedürel zorluklar ve bariyerlerle karşılaşılıyor. Bu genel politikadan kaynaklanan bir şey. Bu globalleşmede, hızlı büyümede rekabet böyle önlenemez. Şunu unutabiliyoruz bence genelde; mesela M&S İngiltere alımlarını yavaş yavaş Türkiye’ye kaydırmaya başkadı. Yani M&S Türkiye’den ihracat yapıyor. Bizim Peruna adlı genç giyim ürünlerimiz var ve bu ürünlerin neredeyse yüzde 25’i Türkiye’de oluşturuluyor. Yani M&S Türkiye’ye bir şey sağlıyor. Böyle baktığınızda o zaman onu da sınırlayın, onun da bir dengesi var. Rekabeti, ticareti böyle engellemek veya zorlaştırmak doğru gelmiyor bana. Ülkeyi daha rekabet edecek konuma taşımak gerekiyorsa bunun başka yolları olmalı, ticaret engellenmemeli. Ama zorluklar yaşıyoruz ve aşmaya çalışıyoruz. Örneğin bizim bazı yeni sezon mallarımız 5 hafta bekledi ve gümrükten çekemedik. Şu anda bu ürünleri indirimli satmak zorundayız. Sonuçta sezonu kaaçırdık. Satış kaybı oluştu ve çok önemli bir şey aslında. Bunun nedeni yeni uygulamaların çok ani çıkıyor olması. Şirketler kendilerini yapısal olarak hazırlayamadan yasalar geçerlidir deniliyor. Size süre de verilmiyor ve siz de satış kaybediyorsunuz. Bu Türkiye için de bir kayıp ama bu görülmüyor.

Lojistik sektörü kendi meseleleri için biraraya gelebilir mu sizce, bu açıdan sektörü nasıl buluyorsunuz?
Yok gelemiyor. Çok bireysel taleplerle, bireysel başarılarla, bireysel fikirlerle yürüyor. El ele verelim birlikte değişim yapalım gibi bir yapılanma çatısı yok. Varsa da benim bilgim yok.

 
Esra Erkmen kimdir?
“Ben finans ve mali işler kökenli biriyim. Üniversite sonrası iş hayatıma Arthur Andersen’de başladım. 3 sene orada çalıştım. 3 seneden sonra Fiba Holding, yani Finansbank Grubu’nun holdingine geçtim. 3 sene boyunca holdingte çalıştım, sonra Finans Yatırım’a geçtim. Orada mali işler sorumlusu olarak çalıştım. 1999 yılında da Finansbank Grubu, M&S’ın İngiltere’den franchsing anlaşması imzaladıktan sonra “buraya geçer misiniz?” diye teklif ettiler. Ben de çok sevinerek geçtim. Çünkü aynı işi yapıyor bile olsanız, mali işler bölümünde bile olsanız, kadına yönelik bir sektörde, giyimin olduğu bir alanda çalışmak benim için çok cazip oldu. Buradaki görevim de mali işler, bilgi teknolojileri ve lojistik. Toplam da 10 senedir bu grupta bulunuyorum.”
 
Tercihimiz Ekol’den yana.
“Biz Türkiye’de direkt olarak Ekol’le çalışıyoruz, Ekol’le çalışmaya başladığımız zaman lojistik işini özellikle tekstil işini hakkıyla yapan bir firma, yani bizim İngiltere’de gördüğümüz depolama mantığında bir firma yoktu. Biz o gün araştırırken burada bizim kriterlerimize en yakın şirket olarak Ekol’ü gördük. Ekol bu işe gönül vermiş, bu işte başarılı olmak isteyen, bu işe kaynak aktarmış, çok iyi teknolojik yatırım yapmış bir firma. Çok fazla alternatifi olan bir firma da değil bence. Ancak bu teknolojik yatırımı aynı paralelde insan kaynağı ve daha profesyonel bir yönetimle birleştirir ve 5 sene içinde ileri doğru adımlar atarlarsa bu konuda çok iyi bir noktaya gelirler.”
 
 
Giyim endüstrisinin köklü şirketi Marks&Spencer, lojistik alanında da çok büyük deneyimlere sahip bir firma. Marks&Spencer Türkiye Mali İşler ve Bilgi Teknolojileri Direktörü Esra Erkmen, Marks&Spencer’ın bu özel uygulamalarını ve kendisinin lojistik sektörüne yönelik görüşlerini bizlerle paylaştı.
 
“Bizim depo mantığımız olmadığı için her gün mağazalarımıza düzenli ürün sevkiyatı vardır. Bu sevkiyat da, teknolojinin sağladığı olanaklarla mağazanın talepleri düzenli takip edilerek gerçekleştirilir. Hiç bir şey tesadüflere veya kişilere bırakılmaz, sistem bilgisayar altyapısı sayesinde takip edilir, siparişler bu yolla mağazalara ulaştırılır.”
 
“Türkiye’de benim gördüğüm bir yanlış da para arzı sınırlı olduğu için teknoloji yatırım pastasının yüzde 90’ınını alıyor, insana yatırım yüzde 10 düzeyinde kalıyor. İnsansız bir teknoloji de olmaz. Lojistik firmalrında bu sistemleri anlayabilecek, çözebilecek insan kaynağının da olması şart.”
 
“Türkiye’de lojistik konusunda da pırıltılar var. Bu işe gönül veren, bu iş bizim alanımız, biz bu işten ekmek yiyeceğiz diyen lojistikçilerin yatırım yapması onları sektörde farklı kılacak”
 
 
 
 
 
 
© 2004 EKOL Uluslararası Taşımacılık A.Ş.