Murat Çevikbaş, Ekol’ü ve Ekol’ün yaptığı işi şöyle anlatıyor: “Aslında yaptığımız iş çok basit. Öyle karışık bir iş yapmıyoruz. Biz kendimizi; müşerimizin, tedarikçisinden müşterisine, müşterisinden son kullanıcıya ürünün teslim edilmesine kadar olan sürecin zincirlerini tamamlayan şirket olarak konumlandırıyoruz. Örneğin, siz bir üretim yapıyorsunuz, yurt dışında da birçok tedarikçileriniz var. Yurt dışındaki tedarikçilerinizden ürünlerinizin toplanması, Türkiye’ye getirilmesi bir kaynak operasyonudur. Türkiye’de fabrikada “just in time” üretim bandı prensibini de koruyarak tedarik edilmesi daha sonra üretilen malın tekrar müşterinizden alınıp son kullanıcıya kadar teslim edilme sürecini tamamlamaya çalışıyoruz. Bunun yanısıra belli projelerde yaptığımız işin “ithalatçı” boyutunu da üstlendiğimiz belli projeler var. Yaptığımız işin içinde nakliye, depolama, iç dağıtım ve katma değer servislerimiz var.”
Türkiye’de lojistik sektörü biraz yanlış anlaşılıyor. Hala bazı kesimler, nakliye firmasıyla eş değer olarak görüyor, ne diyordunuz?
Haklısınız. Bu durum 2 sene önce tüm nakliyecilerin brandalarının üzerinden nakliye yazısını söküp yerine lojistik yazısını koymalarından kaynaklanıyor. Bizim lojistiğin gerçek anlamında ilk çalışmamız 3M’le başladı. 3M’in ürünlerini getirip depolayıp burada dağıtmaya başladık. Bunu yaparken 3M’e etiketleme, lot takibi, son kullanım takibi gibi belli avantajlar sunduk. Ondan sonraki ilk ciddi proje, bizim lojistik üssümüz dediğimiz yer olan Hadımköy’deki tesislerimizde Boyner Grubu ile başlayan projeydi. Bu arada çalışmalarımız daha çok tekstil ürünleri ağırlıklıydı. Tekstil ürünlerinin getirdiği çok büyük yükler var: Ürünler çok daha hassas, korumak zorundasınız, iyi bakmak zorundasınız. Ayrıca Boyner ürünlerinin 1.5 milyona yakın çeşidi var. Çünkü ürünler sezonluk olarak üretiliyor, bir marka model alıyor, her bir marka modelden, her bir rengin her bir bedeninden ayrı ayrı ürünler doğuyor. O ürünler bir sezon sonra ölüyor, yerine başka ürünler geliyor. O ürünlerin ölmesi, ürünlerin iadesi veya belli bir dönem depoda saklanıp piyasaya sürülmesi gibi ek hizmetler doğurabiliyor. Kısaca, belki müşteri tarafında değil ama sizin tarafınızda o ürünler hala yaşamaya devam ediyor. Hadımköy’deki tekstil alanımızda hizmet vermek üzere teknolojik anlamda çok gelişmiş bir depo yapıldı. Elektronik askılı sistemlerden kolileri depolamak için robot sistemlere kadar ne gerekiyorsa yapıldı. Bu yatırımlarımız gerek Ekol’e gerek sektöre gerekse Türkiye’de lojistik kavramının gelişmesine katkı sağlıyor.
Şu anda internet üzerinden herkes kendi ürününün nerede olduğunu görebilir, öyle mi?
Nerede ve hangi aşamada olduğunu.
Hangi aşamada derken kimin aldığı değil herhalde...
Bazı müşterilerimiz için, bazı ürünlerin hangi müşteriye gittiği önem taşıyabiliyor. Biz de böyle durumlarda kullanıcıya kadar ürünü takip ediyor ve kime gittiğini müşterimize bildirebiliyoruz. Bursa’da beyaz eşya üzerine yaptığımız bir proje vardı. Orada firmanın en büyük endişesi benim malım spot piyasaya düşüyor ve bu mallar nereden geliyor, bunu tespit etmekti. O yüzden biz ürünleri bayiler adına depolarken ve bayilere çıkış yaparken tüm seri numaralarını takip ettik. Hangi seri numaralarının hangi bayiye verildiğini görüyorduk. Daha sonra bayi onları sattığında da bayiden acaba müşterinin yeni bir evli çift mi olduğunu veya neden bu ürünü aldığını da öğrenip yeni bir evli çiftse bir çiçekle mutluluklar dileyerek, ürünü teslim ediyorduk.
Yük takip sistemi nasıl çalışıyor. Faydası nedir?
Bizim sektörümüzde işleyiş şöyledir; müşteriden siparişler bize haftalık, aylık veya günlük öngörüler şeklinde gelir. Daha sonra gelen siparişleri bizim buradaki müşteri temsilcilerimiz üretici firmaları arayarak ya da yüklenecek noktayı arayarak teyid eder. Sonrasında bizim sistemimizde de bu sipariş bir referans kaydı ile açılır: Henüz gerçekleşmemiş, kesinleşmemiş sipariş mertebesinde. Bu andan yükün Türkiye’ye gelip müşteriye teslim edilip, faturasının kesilip, evraklarının teslim edilmesine kadar geçen süreç Quatro sisteminde takip edilir. Bu süreç tüm bilgileriyle web’e yansıtılır. Web’de müşteriler kendi referans numaralarına göre, kendi mal kodlarına göre, kendi yükleyici noktalarına göre arama yaparak kendi yüklerinin hangi aşamada olduğunu, alınıp alınmadığını, alınıp bir depoya çekilecekse hangi depoya çekildiğini, depodan araca yüklenip yola çıkacaksa yolda olup olmadığını, Türkiye’ye vardığını, depoya girdiğini, gümrüklendiğini, TSE’ye tabi ürünse, ürünün o an TSE’ye gittiğini, hala TSE’de olduğunu, TSE’nin izin verdiğini, malın millileştirip depoya çekilip oradan müşteriye teslim edildiğini takip ederler. O aşamada direkt buradaki müşteri temsilcileriyle interaktif olarak web üzerinden yazışmaları da mümkün.
Türkiye’nin lojistik üssü olması konusunda arka planda neler yapılamlı?
Şimdi her şeyden önce teknik olarak her şey mümkün. Ucuz insan gücünün getirdiği bir avantaj var, bu hiçbir zaman tartışılamaz. Bunun yanısıra gerçekten teknolojiye çok açık bir ülkeyiz, teknolojiyi kullanmayı seven bir ülkeyiz. Şirketler de gördüler, teknolojiye yatırım yapmak zorudalar. Türkiye’nin konumu dolayısıyla sağladığı büyük bir avantaj var. Lojistik üs olmamız yönünde gelişmeler var ama lojistik sektörünün yapabileceği şeyler sınırlı. Önümüze çıkan birçok bürokratik engelde var. Onlarla baş etmek gerekiyor. Bu anlamda lojistik firmaları aynı platformda gücünü artırırsa belli yaptırımlar uygulayabilir. |